Hayat Acısıyla - Tatlısıyla…

25 Ara 2007 Kategoriler: Uçan kelimeler Okunma sayısı: 20
Hayat Acısıyla - Tatlısıyla…


Hayat acı - tatlı devam ediyor.
İnişleri ve çıkışları ile…
6 nisan 2007 tarihinde İzmir’den İstanbul’a yola çıkmıştım.
“Bir Günlüğüne Bilim Adamı Olalım” ekibinin üyeleri ile tanışıp,
dağcı çantamı alıp olurda olur İstanbul’a gidiyorum diyerek herşeyi yanıma almıştım. Yani gece taksimde çadır kurabilirdim. Tabi izin verirlerse:)

İstanbul sınırlarına girdiğimden 7 Nisan pazar günü sabahı aktivite öncesine kadar bazı yüzlerce fotoğraf çektim.Hpsine baktığımda keyif alıyorum çok gülüyorum, eğleniyorum ve özlüyorum.
Sana bazı çektiğim fotoğrafları sunuyorum. Bakalım Benim gözümden nasıl göreceksin? Yorumalrını çok merak ediyorum.


önce Anadolu yakasından İstanbul’a doğru ilerliyoruz…

Yazının devamı için tıklayın »

Statü Nedir?

25 Kas 2007 Kategoriler: Kafa Sesi Okunma sayısı: 9

Statü Nedir?

Sence “Statü Nedir?”,
Bir doktor ve bir araba tamircisi düşünün…

Yazının devamı için tıklayın »

Eylemsizlik (Süredurum)

18 Eki 2007 Kategoriler: Genel Okunma sayısı: 4

Eylemsizlik (Süredurum)

Eylemsizliği bir çok kez değişik anlatımlarla duymuş olabilmeniz çok büyük olasılık.
Ama ben azsonra yazakcaklarımı duydunuz mu bir bakalım.

SALVIATI: … Şimdi bana hareketli bir cismin, aşağıya ya da yukarıya doğru eğimi olmayan bir yüzeye konulduğunda nasıl davranacağını söyle.
SIMPLICIO: Cevap vermek için biraz düşünmek zorundayım. … Bu cismin hızlanması ya da yavaşlaması için herhangi bir neden göremiyorum. …
SALVIATI: O zaman, eğer cismin konulduğu yüzey sınırsız ise, hareket de aynı şekilde sınırsız olmayacak mıdır? Yani sürekli?
SIMPLICIO: Öyle görünüyor.

Galileo Galilei,
Dialogue Concerning the Two Chief World Systems

Eserde,
Kopernik’in sapkın Güneş merkezli Güneş sistemi teorisini savunan baş kahraman Salviati, fikirlerini, Katalik kilisesi tarafından kutsal kabul edilen Aristoteles’in hareket yasalarına ve Dünya merkezli evren teorisine inanan muhafazakâr Simplicio ile tartışmaktadır.

Eser İtalyanca, günlük dilde kaleme alınmış, yasaklanmadan önce yok satmış ve bu eser yüzünden Galileo Engizisyon’un karşısına çıkmak zorunda kalmıştır.

Alıntı: Symmetry and the Beatiful Universe, Leon M. Ledermann - Christopher T. Hill.

Diğer Parça

18 Eki 2007 Kategoriler: Genel Okunma sayısı: 7

Diğer Parça

Merhaba,

Fizik dışında içimizde olan bir çok duyguda vardır.
Örneğin fizik’e duyduğum “AŞK” gibi…

Hoşuma giden bir resim gördum ve hemen seninle paylaşmak istedim.

Fakat ben parçamı buldum.
Parçacık fiziği ve Malzeme bilimi

Umarım resimi sende beğenmişsindir. :)

Parçacık Ailesi

18 Eki 2007 Kategoriler: Genel Okunma sayısı: 5

Parçacık Ailesi

Belki hep duyuyorsun parçacık! parçacık diye…
Peki, Nedir bu parçacık?

işte aşağıdaki resimde sunuyorum fakat karikatürde dediği gibi bunalr gerçekten sıkıntılı parçacıklar.

Gülümsemenden anlıyorum ki!
Sende hemen fark ettin bazılarının birazcık gerçek dışı olduğunu… :)

Marteenies’te olduğu gibi .

hahahaha!

Higgs bozunu deneyi daha yapılmadı Cern’de ama bak ben senin için neye benzediğini buldum.

iyi çalışmalar!

Su - Eldiveni veya Su - Balonu

18 Eyl 2007 Kategoriler: Genel Okunma sayısı: 6

Su - Eldiveni veya Su - Balonu

Merhaba,

içi su dolu bir eldiveni patlatan bir köpek var.
Şimdi ne olmuş yani diyorsun belkide..
..aslında bir şey olduğu yok.
sadece ben eldivenin formunu almış suyu görmek istiyorum.
Bunu nasıl yaparım tabiki seninde tahmin ettiğin gibi çok basit.
Hızlı deklaşöre basmak ve eldiveni patlatacak sevimli bir köpek gerekli..

Evet hepsi elimizde hazır işte buyrun…

Suyun şekline bayıldım, sevdim.

Denklik Bagintisi

21 Ağu 2007 Kategoriler: Genel Okunma sayısı: 78

Denklik Bagintisi

Kadinlarin ve Erkeklerin esit oldugunu düsünürdüm. Üzerinde çok durmadigim. Yani eşitmidir degilmidir diye kendi kendime düsünmedigim bir olguydu. Fakat bundan haftalar önce benden yedi yada sekiz yas küçük bir arkadasimdan hosuma giden bir tartisma içindeydik ve o birden…
“Kadin ve erkek esit degil, denktir.” demisti…

Bir fizikçi adayi olarak “BEN” düsünmeye basladim “Hakli olabilir mi?” diye.

..ve korkarim hakli…

Aslinda bu konu oldukça genis basli basina sosyolojik bir arastirma…

..ee..bende “Doganin Fizik Kanunlariyla” dilimin ve beynimin ifade etme gücüyle yazmaya gayret edecegim.

..ve insanin ve hayvanlarin yapamadigini yapiyorum su an düsünüyorum.
Evet esit degiliz. :) Öncelikle en basta kolayca akla gelebilen bir olgudan baslamaliyim söze,

Erkekler ‘tras’ olur, Kadinlar ise ‘agda’ yaparlar.
Peki bu eylem eskiden nasil yapilirdi?
Günümüzün en büyük açik kütüphanesi olan internette bir kaç taramadan sonra degisik belgeler elime geçiyor. Ve size buldugum bir kaynagi oldugu gibi ekliyorum. Gerçekten güzel bir sekilde ifade edilmis bir yazi ve güzel noktalara deginiyor. Belki baska bir yazimda içinde degindigi diger noktalarda seninle bulusabiliriz.

“Agda Zamanlari” bir kitap yazmis Sevgili Inci ARAL.
..ve..
“Agdali Bir Film”isimli bir kisa film hazirlamis Sayin Acara.

Detaylari asagida oldugu gibi yayinliyorum.
Bakalim sen neler düsüneceksin.

Emine’nin “Agda” Zamanlari
“Agda Zamanlari” Inci Aral’in bir kitabinin adi. “Agdali Bir Film”se kadinlik durumuna iliskin Acara’nin çektigi kisa film.

Acara 2004 yilinda NISI MASA’nin Avrupa Kisa Film Senaryo Yarismasi’nda ödül alan senaryosunu sonunda seyirciyle bulusturdu.

——————————————————————————–
BIA Haber Merkezi
18/07/2006    Perihan TUNÇBILEK
——————————————————————————–
BIA (Ankara) - “2004 yilinda NISI MASA’nin açtigi “öteki” konulu yarismayi kazanan “agdali bir film” ayni adli senaryodan Eda Acara’nin (*) çektigi kisa bir film. Ilk gösterimi Cumartesi günü (15 Temmuz) Nefes Bar’da saat 18.30da gerçeklestirilecek.

Agdali Bir Film, agdaci bir kadinin, Emine’nin, bir gününü anlatiyor. Emine’nin gittigi evleri, pisirdigi agdalari, yapistirdigi bacaklari, koltuk altlarini ve bu yapiskan sicakligin içerisinde geçen muhabbetleri konu aliyor. Bilen bilmeyen gelsin..”

Bardaki izleyici grubu

Böyle bir bilgi notu mailime geldiginde aslinda hiç ilgimi çekmedi. Yani çalistigim çeviri bürosu barin karsisinda olmasaydi, ben de son anda fikir degistirip bir akrabanin dügüne gitmekten vazgeçmeseydim agdali bir filmi izleyemeyecektim. Filmin baslamasina 15 dakika kala bara gittik ve en güzel köseyi kaptik.

Içeride bizden baska bes alti kisi vardi. Gelenlere söyle bir göz gezdirdim. Barin degisik bölümlerine oturmus birkaç genç kiz bizim gibi bekliyorlardi. Hiç tanidik yoktu.

Filmin baslama saati geldiginde barin içi aniden dolmaya basladi. Bir ara üsenmedim saymaya basladim, 76′dan sonra saymayi biraktim, çünkü bar gittikçe kalabaliklasiyorduk.

Barda film izlemenin keyfi

Izleyici profili ilginçti. Ben bu filme yalnizca kadinlar gelir diye düsünmüstüm, ama sanki erkekler çogunluktaydi. Üstelik izleyiciler yalnizca gençlerden olusmuyordu. Entelektüel diye tarif edebilecek, orta yasin üstünde hatta yürümekte güçlük çeken (yasli demek istemiyorum, benim de yasim ilerledikçe en hassas yaram bu oldu) izleyiciler vardi.

Barda film izlemenin ayri bir keyfi vardi. Bira ve meyve suyumuzu aldik. Ah birde sigara içilmese… Bu arada bize plastik bardaklar içinde agda dagittilar. Dagiticilardan bir tanesi benim masterden arkadasimdi.

Çaktirmadan “ne yapacagiz” diye sordum. “Yiyebilirsiniz sadece agdalasmis seker” dedi. Neyse içim rahatladi. Bu arada tatli bir kiz her seferinde sesini biraz daha yükselterek “agdali filme hos geldiniz” dedi ve bu çagrilarin akabinde film basladi.

Yasak meyve ve Havva Ana

Filmin bas kahramani Emine kötüce bir kuaför salonunda agdacilik yapan, 45 yasin üstünde güzelce bir kadindir. Film Emine’nin eski bir hikayesinin anlatimiyla baslar. Hikaye söyledir:

Cennette yasak meyveyi yiyene kadar insanlarin tuvalet ihtiyaci olmazmis. Yemek yerlermis, sonrasinda da içlerindeki pislik buhar olup uçarmis. Ne zaman ki Havva Anamiz yasak meyveyi yemis, bu özelligini kaybetmis ve tuvalet ihtiyaci duymus.

Ama cennet o kadar güzelmis ki pisligini hiç bir yere yapamamis. Tabii pisligini de hiç bir yere atamamis, çaresiz koltuk altlarina ve bacak arasina sürmüs. O vakitten sonra da yaratan tarafindan cezalandirilan insanlik killanmis.

Agdaci Emine

Tipki agrili çocuk dogurma cezasinin kadina verilmesi gibi, bu killari aldirmak da kadinin “yasak meyve” yemesinin ceza olmus. Zaten kahramanimiz Emine’de dünyaya bir daha gelse, yine agdacilik yapacagini, kadinlari pisliklerinden temizleyecegini söylüyor.

Sözüm meclisten disari, tesbihte hata olmaz bizim oralarda bir laf vardir, “erkegin killisi Ali’den, kadinin killisi Ayi’dan” derler.

“Agdali Bir Film” bu hikayenin anlatimiyla basliyor ve Emine’nin bir evde agda yapmasiyla sürüyor. Küçük tüpün üzerinde kaynatilan agda, sandalyede oturan kadin o kadar tanidiktir ki, zaten filmin güzel tarafi da burasidir. Bir film izliyor duygusuna kapilmasiniz, sizin yaninizda olan bir olayi seyreder gibisiniz.

Kaş aldirmak zor zordur!

Emine bir taraftan agda yapar, bir taraftan da kocasini çekistirir, “el içine çikmaz ki, yabani iste” falan gibi seyler söyler. Diger kadinda “aman benimki de ayni der”.

Koltuk alti, yarim bacak, kas ve biyiklar alinir. O an izleyicinin akildan geçen ilk sey su olur: “Kadinlarin hepsi birbirine mi benziyor acaba?” Benim aklimdan hiç geçmedigini söylersem yalan olur.

Laf aramizda kaslari aldirmak çok zordur. Bir kez iple aldirdim, iki saat basim agridi. Biyiklarimi ilk aldirdigimda da agladigimi hatirliyorum. Neyse “bunlara niye katlaniyoruz / katlaniyorsunuz” diye sormayin. Ilk günahi isleyen ve kadini- tabii ki erkegi de, cennetten kovduran kadindir.

Emine’den agda incelikleri

Bu sorulara kafamda yanitlar bulurken film de devam ediyor. Agdaci Emine bir yandan çalisirken bir yandan da isinin incelikleri hakkinda bilgiler veriyor. “koltuk altina jilet vurmayin, azdirirsiniz”; “kaslarinizi kendiniz almayin, küstürürsünüz” falan gibi seyler söylüyor.

Evin yasli kadinina, “teyze senin bir ihtiyacin var mi” diye soruyor. O da “aman benim nisanlim mi var ki agda yaptirayim.

Bizden geçti kizim, yaslandik artik” diyor.

Durum anlasiliyor. Meger kadinlar bu kadar eziyete bizi anlamayan adamlar için katlaniyor. Emine parasini alip tam çikacakken, evin sahibi kadin bir çanta dolusu eski kiyafetle geliyor ve “Emine bunlari çocuklarina giydirirsin” diyor.

Fakirlik iste… Gözü kör olsun. Agdaci Emine bir anda sessizlesip siliklesiyor. Agda yapmaya geldigindeki güveni birakmis bir sekilde oradan ayriliyor.
Emine’yle ikinci karsilasmamiz çalistigi kuaförün agda odasinda oluyor. Bir kadina yarim bacak agda yaparken görüyoruz. Bu agda odalari da vallahi her zaman düzensiz ve pistir.

Agdaci’nin beyaz atli prensi

Yillar önce genç bir kiza agda yaptirmaya giderdim ve her seferinde çok mutsuz dönerdim. Zavalli çocuk ögle saatlerinde o kadar yogun olurdu ki, çalistigi oda da, kendisi de ter kokardi.

Kizin bir bacagi digerine göre daha kisaydi ve uzun süre ayakta kaldiginda çok aci çekerdi. Bir gün nisanlandi. “evlenecegim ve bir daha çalismayacagim” diye de çok mutlu oldu. Filmi izledikten sonra o kizin beyaz atli prensinin, bizimkiler gibi kurbagaya dönüsüp dönüsmedigini pek merak ettim.

Artik filmin sonlarina yaklasiyoruz. Emine yarim bacak agdadan sonra, genç bir kiza “paket” agdasi yapiyor bu kez. Emine’den yeni bir sey ögreniyoruz: “Paket” agdanin, killar çok fazla uzayinca çok aci veren bir agda yapma sekli oldugunu.

Kisa zamanda çok sey anlatan film

Bu durumda killari ya fazla uzatmayacagiz, ya da daha az acisin diye bez ile aldiracagiz. Filmin sonunda Emine televizyon karsisinda, bir taraftan kanallari degistirirken, bir taraftan da bir seyler atistiriyor. Film de burada bitiyor.

Eh ne olacak ki zaten kisa filim. O anda bardaki yogun alkis sesiyle anlarsiniz ki, izleyici filmi pek sevmistir. Kalabalik, barin karanlik salonunu bir ugultu halinde terk ederek kendi dünyasina dönüyor.

Filmle ilgili sadece iki kelam edebiliriz. Birincisi oyuncularin sahiciligi, ikincisi kisa zamanda bu kadar çok seyi anlatabilme becerisidir. Ne diyelim. Biz film elestirmeni degiliz, ama yapanlarin eline saglik.

Agdali Bir Film hakkinda

Eda Acara’nin 60′li yaslarindaki agdaci bir kadinin bir gününü anlattigi senaryosu “Agdali Bir Film/ A Movie with Wax”, 34.

Alcine Kisa Film Festivali sirasinda Ispanya’nin Alcalá de Henares kentinde toplanan jüri tarafindan 2004 NISI MASA Avrupa Kisa Film Senaryo Yarismasi’nda ödüle deger bulunmustu.

Acara ODTÜ Sosyoloji Bölümü mezunu. Filminin senaryosunu gerçek olaylardan yola çikarak yazan Acara, diyaloglarin da gerçek hayattan beslendigini söylüyor. (PT/AD)

Evet, Buraya kadar yazimi ve ekledigim yaziyi okuduysan gerçekten ilginç bulmus olmalisin ve yola devam etmeye hevesli olmalisin okumayi ve arastirmayi sevdigin belli…

Simdi gelelim konumuza.
Perihan Hanima buradan tesekkürlerimi sunmak istiyorum kendisi harkulade bir yazi hazirlamis. Ellerinize ve gri hücrelerinize saglik efendim.

Killanmanin hikayesi “Yasak Meyve” baslikli kisimda Perihan hanim son derece güzel ifade etmis. Bu ifade sekli senin deanladigin üzere Islam dinine göre olan ifade, Acaba diger dinlerde durum nasil? diyorsan bende söyle bir cevabim var;

Dinlerin arasinda ki fark yaratan farkliliklardan biri bana göre dinlerin yayilmasinda görev alan ve kutsal kitaplarda Peygamper olarak isimlendirilen özel karakterli insanlardir(Ama bu konuyu detayli arastirmak daha dogrudur tabikide).

Dolayisilay baslangiç ayni yani onlarinda Havva Annesi ve Adem Babasi var. Bu düsünceyle sanrim “Yasak Meyve” konusu diger (Tanri inanci olan)dinlerde de ayni olmali diye düsünüyorum. Simdi bu konuda ön yargi yapmak yerine arastirma yapmak en dogrusu bundan dolayi ve en bastada belirttigim gibi bu basli basina sosyolojik bir arastirma hatta bir doktora tezi bile olabilir.(Odtü fizik’ten Arkadasimin(Umut) sürekli dedigi gibi “it’s my humble opinion”)

{Her merak ettigim konuda ldugu gibi hatalar yapa yapa ögrendigim gibi yanlis baglanti kurdugum doganin kanunlarina karsi geldigim noktalar varsa “Lütfen Haddimi Bildir!”}

Seninde fark edecegin gibi Merak etmek kolay ama sordugun sorulara cevap bulup bunlardan anlamli bir yumak olusturmak daha zor en önemliside ön yargilardan uzak mutlak dogrulara ulasmak daha da yorucu sanirim. Konuyu çok dagitmak istemiyorum ama bu konu oldukça genis altinda ezildim diyebilirim. Çünkü Kadin - Erkek denkligi (Denklik konusuna Kümeler konusundan

bakabilirsiniz, çok ince bir fark var onu görebilecek misin?, bakalim.) ifade etmek için iste budur demek için bu tezimi dogrulayan ve dogrulamayan yçnleri ifade etmek gerekir.

Simdi bu killanma konusuna geri gelirsem,Erkekler sadece tras oluyor.

Batidan aldigimiz, aslinda resimde oldugu gibi Nasil mi?

Eskiden herkez izlenimci idi yada kübist sonralari biri çikti (Salvador Dali: Onu çok severim, evlendeikten sonra daha da çok farkli oldu, ama o resimlerinde ayni Salvorodu yasatti bence evli bile olsa) ve gerçek üstücülük akimi dogdu.

Günümüzde de Metro seksüel erkek kavrami var. Sonra Erkek ve kadinlarda vucut ölçüleri profili var. Daha çok küçükken kafamiz bir sekilde bu ölçüler ve bu kavramlarla bosuna dolduruluyor sanki doganin kanunuymus gibi, yada belki olmasi gereken sey budur. Kim bilir? =)

Açık Kütüpane(internette) yaptığım ingilizce bir araştırmada güzel kaynaklar buldum.
Bunları Türkçeye çevirip sanada sunmak isterdim ama sanırım saatin 04.35 olmasından dolayı bünyemde bir üşengeçlik birtembellik öğesi oluştu. Okumak keyifli, ama uygun bir zamanımda yazmak için kendimle savaşacağım, yani çevirmek için =)

Brazilian_waxing burada Brazilya’da ağda başlığı şeklinde çevire bileceğim bir paragraflar

bütünü var. Benim değindiğim noktalara üstün kör değinerek daha çok Bralya ismi altında ağda konusuna değinmiş. Ama bu konun etrafında gzel bilgiler de var.

Erkekler sadece tras olurken Kadinlar Tüm vücutlarini aliyorlar(aslinda daha dogru siz detaylari biliyorsunuz ben biraz buralari kaba taslak geçiyorum).

..ve hal böyle iken birden Metroseksüel erkek kavrami çikiyor ve ondan daha öncede gündemde olan aslinda Türkiye’de içinde “-Seks-” geçen sondan yada bastan eklemeli kelimelere verilen diger tepkiler gibi bunada Türkiye hakki olan tepkiyi verdi.

(Hiç yadir gayip, Burasi Türkiye demeyin, bunda yadirganacak bir yan yok hayatin gerçklerini anlamaya çalisiyoruz burada..)
..ve anladik ki bazi Erkeklerde varmis ayni Kadinlar gibi tüm vücutlarini alan…

Bu arada bazi yerlerde Metroseksüellik kelimesi karsisinda bakimli erkek yaziyor. Dogru olabilir.
Sakin burada benim anlatmak istedigim konuyu kaçirip “Sen Metroseksüeli karistirmissin demeyin!” o sadece bir örnek. :)

..ve çok önceleri e-posta adresime gelen kadin erkek arasinda ki farklilari yansitan, aslinda üstünlük savasi demek daha dogru, bir paragrafa rastladim bu yazi grubunuda seninle paylasmak istiyorum. Kimin yada kimlerin yazdigini bilmiyorum ama çarpikligi görmek için ideal bence…

“Bir kadin,kadinlarin erkeklerden üstün olan özelliklerini yazmis.Bir erkekte ona yanit vermis.Çok hos olmus ama Kadin:Kisiligimiz kullandigimiz arabanin beygir gücü ile dogru orantili olarak degismiyor.

Erkek:Sizin kisiliginiz beraber oldugunuz erkegin cüzdan gücü ile degisiyor.

Kadin:Kirmizi isikta yanimizdaki arabanin bizden önce çikmasi yada bir aracin bizi sollamasi hiçbirsey ifade etmez.

Erkek:Bizim için de çevremizde diger hemcinsimizin sahip oldugu mücevherat veya üzerindeki pahali giysi hiçbirsey ifade etmez.

Kadin:Kas olacak diye bir zorunlulugumuz yok.

Erkek:Selülitler olmayacak gibi bir zorunlulugunuz var ama.

Kadin:Asik oluyoruz,korkmadan.

Erkek:Biz de oluyoruz.Azicik ödümüz patliyor ama sebep olanlar utansin.

Kadin:Evde,banyoda kil-tüy dökmeyiz.

Erkek:Küvetteki,lavabodaki,yataktaki ve yemekteki saçlarin çogu size ait.

Kadin:Her sabah tras olmak zorunda degiliz.

Erkek:Valla ben tiras olmayi agda yaptirmaya tercih ederim sahsen.

Kadin:Birbirimizin agzini yüzünü kirdigimiz sporlar yapmiyoruz.

Erkek:Vahsi bakislarla birbirinizin gözünü oydugunuz kiskançlik,haset,çekememe sporlariyla yeterince ugrasiyorsunuz.

Kadin:Hiç iki kadinin silahla oynarken birbirini vurdugunu duydunuzmu?

Erkek:Hiç iki erkegin aman tanrim benim elbisemin aynisini giymis diye mahvoldugunu duydunuz mu?

Kadin:Horlamiyoruz.

Erkek:Halt etmissiniz,hatta hiçkirmiyor,gegirmiyor ve hapsurmuyorsunuz da. Yoksa siz insan degilmisiniz?Size afrodit diyebilirmiyim.

Kadin:Az bildigimiz bir sey üzerinde çok fazla konusabiliriz.

Erkek:Yani çok konusup hiç bir sey söylemezsiniz.

Kadin:Birbirimize esek sakalari yapma adetimiz yoktur.

Erkek:Çevrenizde ki diger hatunlar hakkinda senaryo dedikodular üretme aliskanliginiz var ama.

Kadin:Tükürmeyiz.

Erkek:Kiritmayiz.

Kadin:Sanat eserlerinin % 90′i kadinlardan esinlenilmistir.

Erkek:Sanat eserlerinin % 90′i erkekler tarafindan yapilmistir.

Kadin:Uzaga iseme,uzaga tükürme,yüksek sesle gegirme gibi aptalca karizma krikolarimiz yok.

Erkek:Ortamin en güzeli olma,en zayif olma,en pahali giyineni olma,en zengin kocayi bulma gibi krikolariniz var ama.

Kadin:Askere gitmiyoruz.

Erkek:Hamile kalmiyoruz.

Kadin:Kol saatimiz de ayni zaman da hesap makinasi,takometre,barometre, termometre ve radyo olmasi gerekmiyor.

Erkek:Çantamizda ruj,allik,pudra,yedek çorap,islak mendil,vs tasimamiz gerekmiyor.

Kadin: Dogum günü evlilik yildönümü gibi özel günleri parmagimiza kirmizi iplik baglamadan da hatirlayabiliyoruz.

Erkek:Ütüyü fiste,yemegi ocakta,arabanin anahtarini kontakta unutmuyoruz. Bunlar daha faydali.”

Seninde okudugun gibi bende öyle biraz gülümsedim komik olmus biraz bu ifadeler. Yazida duygu durumlari, çevreye göre degisen duygu durumlarina, toplumun içinde yasadiginiz toplumun size yükledigi görevler ve biçilmis ölçülerde olma konusundaki Kadin - Erkek arasindaki farkliliklara deginiyor.

Simdilik burada yazimi bitirmek istiyorum.
Konuyu biraz daha besleyip yani daha çok arastirip konuya farkli yönlerden bir çok örnekle yaklasma yönünde çalismalar yapmak niyetindeyim elimden geldigince..Unutmadan bu kisa filmi bulup izlemek çok isterim bir de o konuda hazir istanbul’da iken bir kaç girsimde bulunsam pek fena olmaz sanirim.

Konuyu tek bör örnekle yansıttım. aklıma gelen En büyük fark yaratan farklılık sırasında bu konu başta olduğu için. Ama verdiğim ikinci örnekte diğer boyutlar da var bunları detaylı düşünmek neden sonuç bağlantısı kurup..işte budur..! dediğimizde ne değişir bilmem ama Belki eşit değilde Denk olduğumuzu anlarız ve hayata böyle devam ederiz.

Edermiyiz Acaba? Ne Dersin?

Düsüncelerini benimle paylasirsan sevinirim. Seviyeli oldugun için tesekkür ederim.

Cem

DOSTLARINIZ VE SEVDİKLERİNİZ

30 Tem 2006 Kategoriler: Derin Duygular Okunma sayısı: 7

DOSTLARINIZ VE SEVDİKLERİNİZ

Ne zaman hayatında bazı şeyler taşınamaz hale gelirse, ne zaman 24 saat kısa
gelmeye başlarsa, O zaman mayonez kavanozu ve 2 fincan kahveyi hatırlayınız!

Bir gün bir profesör, masasının üzerinde birkaç kutu olduğu halde felsefe
dersindedir. Ders başladığında, hiçbir şey söylemeden, önüne büyükçe bir
mayonez kavanozunu alır ve içerisini tenis topları ile doldurur. Ve
öğrencilere kavanozun dolup dolmadığını sorar, Öğrenciler ittifakla
kavanozun dolduğunu ifade ederler, Bu sefer profesör önündeki kutulardan bir
tanesinden aldığı çakıl taşlarını, çalkalayarak kavanoza döker, böylece
çakıl taşları kayarak, tenis toplarının aralarındaki boşlukları doldurur. Ve
öğrencilere tekrar kavanozun dolup dolmadığını sorar, Onlar da “evet” doldu
derler. Tekrar profesör masanın üzerindeki diğer kutuyu eline alır ve
içindeki kumu yavaşça kavanoza döker. Tabii ki kumlar da çakıl taşlarının
aralarındaki boşlukları doldurur. Ve tekrar öğrencilere kavanozun dolup
dolmadığını sorar, Öğrenciler de koro halinde “evet” derler. Yazının devamı için tıklayın »

Amerika Ve Türkiye

30 Haz 2006 Kategoriler: Not defterimden Okunma sayısı: 4

Amerika Ve Türkiye

Kadınlar siz erkeklerin kölelerisiniz. Durumunuzdan şikayetçi olmanız her sabah yataktan kalkarken yaptığınız gerneşme hareketine benzer. Sizi seven ve size eşitlik hakkını sağlayan erkeği değil. Size ilgi duyan, sevdiğini söyleyen sizi bir nesne olarak görerek soyut kısımlarınızı unutan ve onun DNA larının etkilediği genlerin etkileşimiyle oluşan boy, pos ve değişik vücutsal, hacim ve durum değişikliklerinden etkilenip o erkeği seversiniz, aşık olursunuz yada onunla evlenirsiniz. Evlendikten sonra erkek uzmanı kesilirsiniz kadınlar arasında. Aynı sıska çocuğun büyüğün ardından diklendiği(büyüklendiği) gibi.

Yazının devamı için tıklayın »

BİLİMİN DÜNÜ, BUGÜNÜ VE GELECEĞİ

30 Haz 2006 Kategoriler: Bilim, Fizik Okunma sayısı: 82

BİLİMİN DÜNÜ, BUGÜNÜ VE GELECEĞİ

Öncelikle size bu sunumda neleri anlatacağıma dair kısa bir özet vereceğim.

İsaac Asimov, bilimi bir düşünme tarzı , dünyaya bakış şekli olarak niteliyor; bir bakıma deneme yanılmaya dayanan bir bakış şekli!

Bilim denilince, çoğu zaman elektronik aygıtları, gelişen ev eşyalarını, teknolojik uygulamaları, ya da her nasılsa sorunları çabucak çözüveren, görünüşleri Einstein’a benzeyen, toplumun üstünde, olağan ötesi insanları düşünürüz. Hele bir bilimsel düşünme yolu/yolları vardır ki, izlendiğinde bize doğru düşünmeyi öğretir. Oysa, böylesine saptırılmış, çarpıtılmış, abartılmış bakış, çağımızı, içinde bulunduğumuz kültürü, tümüyle insan etkinliklerini anlamamaya yol açar. Bilim bir kültür ürünüdür çünkü. Dünyamızı, bilimi anlamadan kavrayamayız.

İçimizde az da olsa bilime gönül vermiş insanlar vardır. Biz Gençler bu saygın insan etkinliğine katkıda bulunmayı düşlemekteyizdir. Bilim dostları, bilimsel buluş ateşiyle yanan, düşünce yaratma sevdasında tutkulu bilim erleri vardır.

İşte, sorun, bilim etkinliğinin, yapısını bu insanlara anlatabilmektedir. Yazık ki, ülkemizde yukarıda andığım abartılı bilim görüntüsünün yanında, bunun bir anlamda tümüyle zıttı, bilim düşmanlığı düşüncesi yaygınlaştırılmaya çalışılmaktadır. Bu sonuncusuna göre bilim bir insan etkinliğidir. İnsanın ruhunu öldürmekte, onu köleleştirmektedir. Teknoloji ve bilimsel araştırmalar, büyük sömürücü güçler tarafından yönlendirilmekte, bir sömürü aracı olmaktadır. Bilim denilen canavardan, geleneksel düşünme biçimlerine dayanarak, büyüye, sanata yozlaştırılmış inanç düzenlerine başvurarak kurtulabiliriz, denmektedir.

Bilim adamları akademik merdivenleri çıkmak için, moda olan sorularla uğraşıp, bilimsel dergilerin yazı kurullarındaki hakemlerin ölçülerine göre makale yayınlayacak, böylece uluslararası yayın listelerine, indekslerine adlarını yazdıracaklardır.

Şu yaşadığımız dünyanın nasıl bir dünya olduğunu bilimi anlamadan anlama olanağı yoktur. Bu da , yine bilime başvurarak, ama onu saran kültürel perdeyi çepeçevre görmeye çalışarak gerçekleştirilebilir.

Evet arkadaşlar, bu kısa özetten sonra şu meşhur bilim nedir sorusunun yanıtını aramaya çalışalım.

Yazının devamı için tıklayın »