Konuşabilmek | Bir gözlem, bir sezgi ve bir çok hesap {Cem Atam}
İnsanoğlu varlığının başından itibaren hep sürekli sesler çıkarmış, karşı ile iletişim kurmak için.
Bu karşı diye işaret ettiğim durum ise;
Bazen duvar,
Bazen bitki,
Bazen hayvan,
Bazen de kendi türdeşi olabilir.
Daha sonra konuşarak anlaşamayacağı ve belkide sesleri belli belirsiz çıkarmanın verdiği bir durumla işaret diliyle anlaşma yoluna gittiler.
Örneğin Mısır hiyeroglifleri, ve Babil piktografileri gibi günümüzde buna en uygun japonca var gibi nasıl mı? mesela “dinlenmek” deyimi ağaca yaslanmış bir insan şekli ile ifade ediliyor yazı dilinde…Aslında Japonca’dan daha çok Çincece’ye de bakmak gerek.
Buna benzer olarak ta bir örnekte “yemek yemek” deyimi Babil piktografilerine göre bir insan kafası ve ağzının tam hizasında üçgen bir çizimle ifade ediliyor.
Kısaca vurgulamak istediğim, iki birbirini hiç bilmeyen tür ki bunlar insanın ırkı, seslerle anlaşmaya başladılar sesleri kontrol etmeyi de zamanla öğrendiler. Daha sonra kaydetmeye ihtiyaç duydular verileri ve bunun içinde bir yazı diline ihtiyaç duydular.
Şimdilerde konuşuyoruz, bir çok yazıyı okuyoruz. Birbirimize e-posta, anlık ileti sistemlerinden mesajlar, cep telefonlarından mesajlar, çağrı cihazlarından kısa kod şeklinde mesajlar, mektup, telgraf bir çok iletişimi kullanıyoruz. Ama acaba ne kadar anlaşıyoruz ve ne kadar anlaşabiliyoruz?
Anlaşmak aslında konuşabilmeye bağlı mı? Yada konuşabilmek eylemi anlaşmanın olmazsa olmazı mı?
Bence değil! Anlaşmak için konuşmamız gerekmez, bazen bakışlar, bazen suskunlukta yeter. Yazmak, çizmekte yeterli olduğu gibi..
Neden bunları sorguluyorum? dersen eğer…
Uzun zamandan beri -yaklaşık ortaokul 1 den beri- düşündüğüm bir şeydir. Aslında anlaşabiliyor muyuz? Yoksa kafa sallayıp geçiyor muyuz? Yada üstünü mü? örtüyoruz yada erteliyor muyuz? Ya anladığımız şeyleri kısa notlar halinde zihnimize kayıt edip acaba şöyle mi diyoruz ya bir şeyler konuştukta, tam olarak ne dedi? neyse sonra bu parçaları birleştiririm nasıl olsa diyenlerden miyiz?
Bu arada hep olumsuz sonuçlanma olasılığı yok, onunla konuştum ve tam olarak onu anladım diyebileceğimiz durumlarda oluyordur.
Fakat! Ben %100, tam olarak, gibi deyişlerin doğruluğuna doğa da ve sosyal çevrede var olduğuna inanmayanlardanım, inanmak derken görmedim ki inanayım değil, aksine oluru ispatladım fakat olmazı daha fazla..Sanırım şöyle demek daha doğru olur.
Bana göre sistemler %100 ve %99 üzerinden çalışsın yani ne demek bu, örneğin bir ısı makinesi verimi %43′ler de iken ki bu bile mucize belki, yada bir fotovoltaik pil verimi ne kadar %20-40 arası değişmekte. Yani sistemler bir %100 olmak için birde %99 olmak için çabalarlar diyebilirim. Bu arada %99 derken illaki %99 olmak zorunda değil. Orada ifade edilmeye çalışılan durum aslında %100 gibi olamayacağıdır.
Mesele bir örnekle anlatmaya çalışayım. Biyoloji dersinde 10 ünite işlendiğini varsayalım ve öğreticiyi de mükemmel varsayalım %100 gibi ve bir sınav düzenlesin, bu bütün 10 üniteyi de içine alan sizce diyelim ki mükemmel sorular hazırladı hiç bir üniteyi atlamadı. Peki şimdide bir öğrenci düşünün mükemmel çalışmış bu 10 ünitenini her şeyine hakim ve sınavdan 100 aldı. İşte bu ideal bir durumdur. Bence bu olamaz.
Fakat olamaz derken, olabilirlik ihtimali %1′dir. Zaten bu ihtimal %1 olduğu için bu öğrencileri bulunduğu sosyal çevre tanır. Yada daha genel düşünelim Bu %1′lik başarı gösteren kişiler hepimizin hayatında vardır belli konularda belli parkurlarda…
Eeee! yazdım yazdım yazdım..Ben ne diyorum?
%100 başarıyı %1 olasılıkla gösterebiliriz en az her hangi bir konuda, ve %99 başarıyı da %100 olasılıkla gösterebiliriz yine en az herhangi bir konuda..
İşte bunu diyorum.
Bunu ben neye dayanarak söylüyorum, aslıdan gözlem ve sezgilerim. Şu anda sayısal örnekler yerine sözel anlatımları yeğliyorum. Çünkü şunu diyemiyorum. Evet kesinlikle bu doğrudur. Çünkü hala belli zamanlarda bu konuyla ilgili işlemler hesaplar devam ediyor. Kendi kendimi çürüttüğüm olmadı, ama dedim ya ya ben %100 başarı içerisin deki %1′lik dilimde değilsem =)
Sevgili dostum buna kaos diyebiliriz. =)
Şimdi gelelim çook yukarılarda kalan yazı başlığıma “konuşabilmek”;
Konuşabiliyoruz ama anlaşabiliyor muyuz? işte az önce yaptığım ihtimaller olasılıklarında değindiğim gibi.
Ben karşımdakini anlayabilecek %100 anlayabilecek %1′lik dilimde miyim? yoksa %99 anlayabilecek %100′lük dilimde miyim?
Bunu kişisel olarak anlayabiliriz çook devasal veya kaotik teoriler olmadan yada işlemlere dayanmadan da anlayabiliriz.
Buraya MatLab’da yapmayı düşündüğüm bir programı yayınlamak istiyordum fakat, maalesef 3 adet MatLab programı bulunan sayısal kayıt edicilerden(CD&DVD) yükleme yapamadım. Hatta bilgisayara kayıt ettim yine olmadı. Bazen oluyor bilgisayarlarda böyle durumlar. Alışmak gerek, anlaşamadım ama üzerine sünger çektim =))
Son olarak üstat Gothe(Johann Wolfgang Von)’nin “Genç Werther’in Acıları” kitabındaki satırları gibi;
…O kadar mutluyum dostum…
..Değil resim yapmak tek bir çizgi bile çizemem…
der.
Belki aklım biraz karışıkmış gibi gelebilir sana, yada Cem kafayı yedi, uçuyor diyebilme ihtimalinde var. Ama gerçek olan bir şey İmkansız diye bir şey yoktur, sadece zaman alır, bulması, yapması vb…
Düşün çok mutluyum ve hiç bir şey yapamıyorum, yapmam gereken şey ne “Resim” çünkü ben Ressamım(Gothe’nini kitabındaki)
Bunu şöyle değerlendirebilirsin, elimde kutu var, ağzına kadar tek tip bir cisimle doldurdum örneğin ne olsun pirinç(bugünlerde pahalı), o orada iken kutuma mercimek koyamam(prince göre daha ucuz) çünkü yer yok. Zamanla bir pilav yaparsam, mercimekte koyabilecek yer açılır, Yani resim çizmeye yada yavaş yavaş aklımda bir şeyler oluşturmaya başlayabilirim.
..ve sonuç olarak, yaşam bir bütün-parça ve parça-bütün arasında ki bir etkileşme durumudur. Karşı tarafın bizi anlamasına çalışmamız gerektiği gibi, karşı tarafından bizi anlamaya çalışması gereklidir. Yoksa ne anlatan %100′de ne de dinleyen %1′de olabilir.
Kıssadan Hisse; Bir davranış veya tutumda karşındaki gibi düşünmeye onu anlamaya çalışmak, Ya da biri sana Bir şey anlatırken anlatıcı gibi olduğu düşünerek ona saygı duy ve anlayabileceğin yollardaki izleyebileceği çeşitlemelerde bulunmaktan kaçınma, ve anlatıca da kendisini karşısındaki gibi düşünmeli diyelim ki hiç bilmiyor vb…gibi.
Neler dediğini duyar gibiyim, =) Empati kurmak, güzel bir şeydir ve bir alttaki şiirde yazdığım gibi Polyanna güzel bir hanımdır =))
Uzun bir yazı oldu, asıl anlatmak istediğim noktadan biraz uzaklaştım belki satır aralarında okuma sabrını gösterdiğin için teşekkür ederim.
Bir sonraki paylaşımda görüşmek üzere,
Cem
Görünenin arkasında, 4 boyutun daha fazlasına taşmış ama ifade edilemeyen veya ifade edilmiş anlaşılamayan, anlayamadığımız kültür ve sanat aktiviteleri, derin duygularımız ve tabiki bilimin anlatmak istedikleri ve siz..Hepimiz buradayız...
Cem Atam
Yorum yapın